Çocuklar için kaya tırmanış okulu

 

"Rock Cilimbing Camp For Kids – From İndia" 
Çocukların kayalara tırmanması pek kimsenin tasvip etmeyeceği bir şeydir. Boşverin çocukalrı bir sürü büyük insan bile böyle şeyler yapmayı göze alamayabilir. Çocuğunuzu bu kampa göndermeniz için de işin çocuk oyuncağı olduğunu düşünmeniz gerekiyor.

Hindistan’daki  Explorers & Adventurers isimli tırmanış kursu, tam da bu önyargıyı engelleyecek harika bir gerillaya imza atmış. Taş duvarlara çizilen oyun sahası, bu işin aslında çocuk oyuncağı olduğu yanılsamasını / ilizyonunu oluşturuyor. Bu güne kadar gördüğüm en şahane pazarlama iletişimi çalışmalarından biri bu.  Hem çok akılda kalıcı, hem espirili, hem de çok zekice.

Ajans : Saatchi & Saatchi, Mumbai, India
via

Bahçedeki Lipton yeşil çay fincanı


Uzun süredir bu kadar güzel bir dış mekan uygulamasına rastlamamıştım. Mısır’da, Lipton yeşil çay için yapılan bu çalışma hem göze çok güzel görünüyor, hem de yeşil çay ve doğal çay mesajını çok güzel şekilde iletiyor. Fincan şeklinde biçim verilen bu yeşil süs bitkilerinin içine bir de dev lipton poşet çay etiketleri eklenince ortaya görsel açıdan harika bir iş çıkmış. Hem akılda kalıcı, hem dikkat çekici hem de yayılması kolay bir görüntü.

Ajans : JWT Egypt

Rei ile renklerin karışmasına son


Rei deterjanları için Almanyada hazırlanan bu çalışma oldukça vurucu görünüyor. Bazen renkli çamaşırlar,makinede birbirine karışır ve özellikle açık renki elbiseleriniz boya veren çamaşırın rengini alır. Bu tema üzerine kurulu outdoor/gerilla çalışma oldukça yaratıcı olmuş.

[Campaign made in Germany for the detergent rei, where different street scenarios were completely painted.In a billboard was a copy saying:"Stop colors from bleeding"]

Sokaktan bloga geçen gerilla reklamlar

Pazarlama iletişimi sırasında şaşırtıcı yöntemler kullanmak bu yıl en çok kullanılan yöntemlerden biri. Bazen gerilla pazarlama, bazen alternatif reklamcılık olarak adlandırılan bu çalışmalarda mekan hep sokaklar. Hindistandaki NDTV kanalı için Mc Cann Ericksson Mumbai tarafından yapılan bu çalışma, gerilla sokak çalışmalarını anımsatıyor. Trene biniyorsunuz ve trenin camlarının televizyon şeklinde olduğunu görüyorsunuz. Mesaj oldukça açık. NDTV 7 gün 24 saat, tüm çıplaklığı ile size gerçekleri gösterir. Bir açıdan bakıldığında "Oldukça yaratıcı" diyebilirsiniz. O zaman bir de şu reklam açısından bakın. Şimdi iki reklamda da yaratıcılık benzer diyebilirsiniz. Benzerliği geçersek bu tarz reklamların bir ortak noktası daha var.

Sizce bu reklamlar türlerinde tuhaf olan ve sizde soru işareti uyandıran bir durum var mı? Mesela bu reklamlar sokakta kaç kişi tarafından görüldü? Acaba internette mi yoksa sokakta mı daha çok kişi bu tarz reklam çalışmalarını görüyor? Bu tarz reklamlar veya gerilla çalışmalar sadece bloglar veya internet için yapılıyor olabilirler mi? Mesela sokakta reklam bile yapacak olsanız, böyle şeyler çizmenize kim izin verebilir? Bu işaretler trafiği alt üst etmezmi? Bu tarz boncuklar asılmasına hangi belediye müsade edebilir? Barbekü reklamı için böyle bir çalışma yapılsa veya böyle bir çalışma bile kaç saat kalır acaba orada? En azından birileri şişleri almaz mı? Asfalt üzerine çizilen boyalı rakamlara kim izin verir ki? Hem bu etik midir?

New Yorkta yapılan ve forumlarda konuşulup, bloglarda hakkında yazılar yazılan Folgers kahve reklamı‘nın o sokakta kaç kişi tarafından görüldüğünü biliyor musunuz? Business Week dergisine göre, bu reklam 3 saat içinde görevliler tarafından sökülüp götürüldü ve kimse onu görmedi. Peki nasıl bu kadar olay oldu? Muhtemelen reklamı yapan ajans, çok hit alan bloglardan birine ulaştırdı ve o blog tarafından resim internet’e düşmüş oldu. Ondan sonra, çok hızlı bir şekilde dünyanın dört bir yanından binlerce blogda folgers kahvenin muhteşem gerilla çalışmasından bahsediliyordu. Oysa bu gerilla sayılmayabilir. Çünkü sokakta değildi. 3 saat durmuştu ve bloglar için hazırlanmıştı. Yani biraz aldatmaca vardı. Daha sonra bunun ütü veriyonu da yayınlandı. Aynı düşünce. İyi de nasıl böyle bir reklama trafiğin ortasında izin verilebilir. Bu da muhtemelen bir kaç saat içinde gitti. Ne gerilla ama! 

Mısırda yapılan bu çalışma, gerçekten de müşterilerin gittiği bir markette mi oldu? Siz bir markette sütlerin içindeki Tide marka detarjanı görseydiniz ne hissederdiniz? Çok mükemmel bir çalışma mı diyecektiniz? Hiç de gerçekçi durmuyor, sütlüğün içine giren deterjan. Kim bunu ister ki! Ama bloglarda yine hızla yayıldı ve tide markasının akılda kalıcılığını ve sıradışılığını gösterdi. Sanki temel mesaj biz sıradışı ve cool bir markayız gib görünüyor bu çalışmaların hepsinde. Golf polo için, Hong Kong’da yapılan çalışma ise, daha da abartılı idi. Yine sokakta yapılan çalışmada trafik engelleyici bir durum vardı. Acaba bu da günlerce durdu mu? Yoksa fotoğraf çekildikten sonra kaldırılıp götürüldü mü? İlginç çalışmalardan biri daha bloglarda oldukça yer kapladı. Yine bir sokak ve bu sefer Canon reklamı. Bu da kolay kolay izin verilmeyecek ve çevre düzenini bozan reklamlardan bir başkası. Bu da bir kaç saat sonra yok olmuştur. Taktik sanki aynı. Resmi çek, bloga yolla, popüler ve cool bir reklamın olsun!

Yine kesin toplatıldığını düşündüğüm çalışmalardan biri de buydu.  DHL için yapılan kutulu çalışmalar daha aykırı ve şaşırtıcı idi. Bunların sokakta bırakılması imkansız gibi görünüyor. Ciddi biçimde çevre yapısını bozuyor ve çirkin görünüyor.

Sokaktan hızlıca bloga terfi eden reklamlar için en iyi hikaye Mcdonalds’ın saatine ait. Bu çalışma totemi dikilirken, reklam ajansından biri, arka tarafta birinin elinde cep telefonuyla diktikleri güneş saatini görüntülemeye çalıştığını fark etmiş. Bunun üzerine reklamın internetten daha fazla kişiye ulaşacağı fikri ortaya çıkmış. Derken , o fotoğraf internete düşmüş ve o günden sonra internet üzerinde yayılmış. Yani çalışma, sokakta değil de bloglar ve internet üzerinde daha çabuk yayılıyor ve markanın bilinirliğini artırıyor. Çoğu alternatif ve gerilla olarak adlandırılıyor. Blogtan bloga pazarlama dediğim bu buzz ve viral marketing örnekleri giderek çoğalacak gibi görünüyor. Bunlarda samimi olmayan yön ise şu. Bunlar sokakta fazla durmuyor. Resim çekiliyor, bloga yollanıyor ve başlasın blogdan bloga pazarlama!

Başka bir yönden de bakılabilir. Artık insanlar net üzerinden iletişim kurduğuna göre, haberin bloglarda yayılmasında ve daha çok kişiye  (çünkü bloglarda her şey yazılıyor) ulaşmasında bir anormallik yok. Önemli nokta, çalışma sokakta durdu mu, yoksa resimden sonra kaldırıldı mı? Kaldırılırsa fake oluyor ve geçerliliğini yitiriyor. Tabi bunu bilmek te imkansız. Başka bir ayrıntı da bu gerilla benzeri çalışmaların ilk olarak genellikle Coloribus blogu vasıtası ile yayınlanması.

Beyazın önlenemez yükselişi

Beyaz, tüm renklerin toplamı. "Tüm renkler aynı derecede kirleniyordu ama önceliği beyaza verdiler" diye bir cümle vardır. Beyaz, son dönemde yine gündemde.

Aytaç sucuk reklamındaki Beyaz’dan değil de renk olan beyazdan bahsediyorum. ( Oyuncu beyaz, başka bir yazının konusu olsun) Son dönem mekan renklerinde güvenlik ve huzuru simgelemek için beyaz kullanılıyor. Beyaza doğru bir kayış vardı zaten ama gümüşte kalmıştı. Metalik renk=teknoloji+güç gibiydi şimdi ise beyaz=teknoloji+huzur+güven.

İstanbuldaki avm’lerin (alışveriş merkezlerinin) içi bembeyaz.Durmaksızın yeni beyaz avm’ler yapılıyor.  Beyaz uzun bir süre hüküm sürecek gibi görünüyor.  Beyaz tüm reklamlarda arka planı en çok süsleyen renk. Ev içinde geçen reklamların büyük bir kısmında arka fonda yer alan beyaz renk, özellikle huzur ve güven duygusu veriyor. Ev reklamlarında ailenin arkasında hep beyaz renk var. Tertemiz, huzurlu, sağlıklı, güvenli. Dışarısı ise güvensiz. Beyaz yoksa, güven yok.

Teknolojik aletlerde de beyaz ön plana çıkmaya başladı. İpod beyaz renk ile fark yarattı. Beyaz renk aynı zamanda mistik öğeler de taşıyor. Eski Türklerde şaman kıyafetlerinin başlığı beyaz renkteymiş. Beyaz ayrıca mekanlarda genişlik hissi yaratıyor. Son dönemde gittiğim eğitim ve konferans salonlarının neredeyse tamamı beyaz renkti. Beyaz, ferahlık veriyor.

Beyaz yükselişe geçti. Avm’lerin beyazlığı ise, dışarının güvenliksiz oluşu ve avm’nin güvenlikli oluşu üzerine kuruldu diye düşünüyorum.

Şimdi merak ettiğim bu beyazın ne zaman kirleneceği. Bir on yıl sürer mi beyazın hakimiyeti. Haberleri seyrederken hepimizin huzuru kaçıyor ve beyaza bürünen evlerde huzuru bulmaya, beyaza bürünen avm’lerde huzurlu alışveriş yapmaya çalışıyoruz. Beyaz dışarıdaki tüm korkularımızı örtebilir mi dersiniz?

Bir fincan kahve ile tatile çıkılır mı?

Geçen gün bir kitapta okuduğum bir cümle, ondan bir hafta önce aldığım ve cevapladığım bir okur e-postasının cevabını daha da netleştirdi kafamda. Bir kitapta okuduğunuz cümleler bazen size de benzer şeyler yapar mı? Bir pazarlama kitabında okuduğunuz bir cümle çok çarpıcı veya yıkıcı olabilir mi?

Cümle şuydu "Ben Starbucks’ı bir tatil şirketi olarak görüyorum. Çok yoğun yaşamlarınız var ve buraya gidip tatile çıkıyorsunuz. " Cümlenin sahibi John Grant. Başka şeylerde söylüyor ama bu cümle önemli. Ne sektöründe olursanız olun, insanların kaybettikleri şeyleri, bazen yapay da olsa onlara geri vermeye çalışıyor pazarlama! Bir şeyler katmaya çalışıyor. İşte bu yüzden yıkıcı bu cümle. Bir tatil şirketi size tatil verir. Demek ki bir kahve şirketi de size tatil verebilir. Yılda ortalama 15 gün gerçek tatile çıkıldığı düşünülürse, bu kısa kahve tatilinin ne kadar değerli olduğu ortaya çıkar. Bunu bir tek Starbucks’mı keşfetti, yoksa başkaları da biliyor olabilir mi?

En basitinden, damacana suyu bile içiyor olsanız, o suların tertemiz bir kaynaktan ve pınardan çıktığını, doğal olduğunu, belki uzun süredir yüzünü bile görmediğiniz dağ köylerinden birinin önündeki otantik çeşmeden geldiğini düşünerek içmek istiyorsunuz. Eğer o su markası bunu size sağlayabilirse, işte o zaman o marka sizin için vazgeçilmez olabiliyor. Ne yaparsanız yapın vazgeçemiyor ve ona yöneliyorsunuz. Bu suyun katma değeri oluyor. Su, içilecek su. Ama  hala 1800 yıllık kaynağından geliyorsa, siz onu kullanacaksınız demektir. Tabi önce bunu bilmeniz gerekiyor ( İşte pazarlama bu!)

Starbucks’ın tatil süreci ise çarpıcı. Atmosfer ve deneyim sizi yaşadığınız andan çekip alıyor. Bu bazen, Matrix filminde, gri,siyah,yeşil tonajlı kablo ve demir yığınlarından, açılan küçük bir  kapı sayesinde, bembeyaz ve tertemiz bir bir salona çıkıldığı ana benziyor. Burada Starbucks mükemmel bir yer veya kahvesi çok güzel demiyorum ama verdiği katma değer, onları unutturuyor ve siz John Grant’ın deyimi ile orada tatile çıkıyorsunuz. Bu duyguyu çok sevdiğiniz başka mekanlarda da yaşıyorsunuz. Şehirden, hayattan, işten bir uzaklaşma sağlıyor size 

Bir marka sizi, günlük koşuşturmadan bir saniyeliğine bile uzaklaştırabiliyorsa, başarılı olamaya başlamış bir markadır. Katma değer dediğim budur. Yani bir şeyler eksik ama bilmiyorum dediğiniz şey budur. Küçük bir şeydir bu ama yaşattığı oldukça büyüktür. Aradığınız şey, kesinlikle katma değer. Markanızı kullananlara onun kullanım alanı dışında kattığınız bir şey varsa başarıya doğru yürümeye başlayabilirsiniz. Aslında Starbucks’a sadece kahve içmeye gitmiyoruz . ipod’u kulağımıza takma amacımız sadece müzik dinlemek değil.  Pierre Cardin veya damat giyme amacımız sadece giyinmek değil. Hepsinin bir katma değeri var.

Markanıza şunu sorun. "Senin katma değerin nedir?" insanlara asıl amacın haricinde ne katıyorsun? Markanızın/hizmetinizin/ürününüzün katma değeri yoksa, yakında siz de şirket olarak varlığınızı sürdüremeyeceksiniz demektir. Markayı marka yapan,değerler çok önemlidir. Bunlar bir veya bir çok olabilir. En önemli değerlerden biri "Katma değer" dediğimiz değerdir. Hatta markayı marka yapan değerdir bile diyebiliriz.

Kullandığınız markalardan/ürünlerden/hizmetlerden size katma değer sağlayanlar var mı? İsimleri ve özellikleri nelerdir? "Benim markam bu çünkü..." diyebiliyor musunuz? Evet, çoğu zaman diyorsunuz. Bazen bu cümleyi kullanmasanız da sizi oraya/o ürüne çekenin başka bir şey olduğunu iyi biliyorsunuz. En azından sezgileriniz bunu biliyor.

Duracell, yeni araç yakıtınız!

İdea : "Duracell very powerful energy" or "Duracell alternative fuel energy :) " New Delhi-İndia   

Duracell pilleri için Hindistanda yapılan bu çalışma, mesajını hiç bir yazı olmaksızın çok iyi iletiyor. Trafikte bu araçların arkasında seyreden sürücülerin yüzünde oluşan tebessüm, reklamın tüm mesajını bilinç altına iletiyor. "Duracell piller o kadar güçlüdür ki bir arabayı bile çalıştırabilir" veya "Alternatif yakıt" tarzında mesajları tüketiciye ulaştıran bu kampanya, hedefi tam 12’den vuruyor. İlk başta araçların arkasındaki pil görüntüsünün çıkartma olduğunu düşündüysem de, büyük resimleri ayrıntılı incelediğimde bunların çıkartma değil de araçların arka taraflarına yapılmış olan pil yuvalarına yerleştirilmiş maket piller olduğunu fark ettim. Hindistandaki arabaların eski görüntüleri de çalışmalara eklenince ortaya seyirlik bir reklam çalışması çıkıyor. Direkt mesaj iletmenin reklemcılık için geride kaldığını artık alternatif yollara doğru, cesaretle yola çıkmanın zamanı geldiğini gösteren, ironik bir reklam çalışması. Benzer temalı bir çalışma daha önce de Malezya’da yapılmıştı. 

Ajans : Ogilvy & Mather – New Delhi

Günceleme : Kaynağın güvenilirliğinden emin değildim ve reklamcı bir arkadaşın uyarısı ile bu işlerin photoshop olma ihtimali ortaya çıktı. Tamamen internetten yayma amaçlı yine ajans tarafından yapılmış viral çalışmalar da olabilirler. Aslında bu internetten hatta benim daha çok "Blogtan bloga pazarlama" dediğim konu uzun süredir kafamı kurcalıyordu. Yakın zamanda "blogtan bloga pazarlama" konusuna değinmenin ve internet üzerinden yapılan yeni bir reklamcılık türünü mercek altına almanın zamanı geldi galiba. Yakın zamanda bu konu üzerine ayrıntılı bir inceleme yazacağım"

Güncelleme 2 : İşlerin Ogilvy & Mather kaynaklı olduğu ortaya çıktı. Hatta işi yapan ekip şu şekilde : Creatives>> Emmanuel Upputuru (Creative Director) >> Abhinav Pratiman (Copywriter) >> Rishi Chanana (Art Director)  [ Kaynakça : Twenty Four ]

via