Gerçekten de her şey bitti mi?

 

Başarılı olmaya koşullanmış bir hayat… Koşan insanlar… Her zaman, her yerde, en önde olma telaşı... İkinci olmaya bile dayanamamak… Karşılaştırıldığın insanlar… Rekabet, kıskançlık, öfke, hırs… Küçük oyunlar, büyük gibi görünen insanlar, küçük yürekler… Yorulmak, durmak, nefes alamamak… Boğulmaya başlamak, öfkelenmek, daha çok öfkelenmek… Bunu hak etmediğini düşünmek, yüzünü kapıya doğru dönmek…

Kapıyı çarpıp çıkmak!

Gerçekten de her şey bitti mi?

Sana söylüyorum tüm bunları. Evet, sen. Şu anda bu yazıyı okuyan kişiye, yani sana sesleniyorum. Ekrana bakmanın ötesine geçmeni istiyorum. Bakmak ve görmek arasındaki farkı geçmeni ve artık bakıyor değil, görüyor olmanı, okuyor değil, yaşıyor olmanı istiyorum. Şimdi ilk önce doğru düzgün nefes almaya başla. Bu yazının biraz sonra, yazılacak olan kısmını okumadan önce 3 kere derin derin nefes al. Biraz oksijene ihtiyacın olacak. Gözlerini biraz daha aç. Artık görmeye başlamanın zamanı geldi.

Sen başarmak için her şeyi yapıyorsun. Kendince ve elinden geldiğince. Başarıya odaklandığını biliyorum. Buraya kadar geldiysen bu senin için önemli olmalı. Başarı olarak algılama sadece bunu. Bu senin için önemli olmalı derken, senin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sen gerçekten de önemli bir insansın. Sen bu dünyayı değiştirebilecek gücü taşıyorsun. Bunun farkındasın veya farkında değilsin ama bu güç sende var. Bu güne kadar ortaya çıkartmaya çalıştığın şey işte tam da bu. Sen, her yerde en önemli kişi olmak istedin. Tüm dikkatler üzerinde olsun, herkes yüzünü sana dönsün, sen konuşurken, herkes pür dikkat ve ses çıkarmadan seni dinlesin istedin. Konuşmaya o kadar hakim olmalıydın ki bazen sessizlik bile yaratabilmeliydin, ve o sırada herkes nefesini tutmuş senin konuşmanı bekliyor olmalıydı. Bazen söyleyemediğin şeyler vardı, içinde bir yerlerde kalan, bazen yapamadığın şeyler vardı, keşkelerle tekrarlayıp durduğun. Bazen demekten vazgeç. Keşke demekten de. Pişmanlık duymak mı, boşver gitsin.

Zaman geçiyor. Yazıyı okumaya başladığından beri kaç dakika geçti? Muhtemelen bilmiyorsun. Bilgisayarının ekranındaki saate bak ve lütfen bu saati bir yere not al. Saat kaç? Sonra tekrar konuşacağız bunun üzerinde. Aslında sana söylemek istediğim ne çok şey var. Ama biliyorum, senin de zamanın kısıtlı ve çok çok uzun bir yazı seni sıkabilir. Zamanı iyi kullanmalı. Depolanmıyor veya satılmıyor şu anda. Zamanını nasıl kullandın bu güne kadar? Başarmak için tüm gücünü ortaya koydun mu acaba? Bazen, gücünün yarısını bile kullanmadın değil mi? Bazen ise yorgun argın döndün eve. Omuzların ağrıyordu ama yine de çalışmaya devam ediyordun saatlerce. Kitaplar… İş kitapları hayatına girdiğinden beri ne değişti? Her iş kitabı sana farklı bir özgüven sunuyor. Her iş kitabı farklı bir birikim. Bazıları ise bomboş geldi, yarısında bıraktın kitabı. Bazılarını baş ucu kitabı yaptın…

Adının duyulmasını, bir şeylere yön vermeyi, senden gururla söz edilmesini istedin. Çalıştın, didindin, okudun, uykusuz kaldın, yüzünden gülümsemeni eksik etmedin.

Ne güzel, başarı merdivenlerini de hızla tırmanmaya başlamıştın kendince. Evet, işte o ilk başarı kıvılcımları seni yakmaya başladığı anda, ilk o anda hissettin aslında aradığının ne olduğunu. Bu ünlü-tanınır-bilinir olmanın çok daha ötesindeydi. Akşam iş çıkışı, başın dik, kulağında hareketli bir müzik, koşar adımlarla merdivenlerden inerken, tüm dünya seni seyrediyordu sanki. İçinde adı başarı olan bir ateş yanıyordu. Gözlerinden alevler çıkıyordu. Projeler uyum içinde, zihninin bir hareketiyle tamamlanıyor, ikinci bir proje kafanda şekillenmeye başlıyordu zaten. Yüzünden gülümseme eksik olmuyordu. Belki de herkes yüzüne imrenerek bakıyordu.

İleriye doğru gideceğini biliyordun, her şey iyi gidiyordu ve birden bir şey oldu. Bir şeyler ters gitmeye başladı. Artık eve daha yavaş adımlarla mı gidiyorsun?

Çocukken neler hayal ederdin? Ne olmayı isterdin? Hayalinin neresindesin kim bilir. Oysa çocukken olmayı hayal ettiğin şeyi olamadıysan, burada 6 yaşındaki bir çocuğun isteği çok mu önemlidir? Bu neden sana hayal kırıklığı yaşatsın ki! Boşver çocukluğunu, istediğin bölümü kazanamadın diye hayatının geri kalanı berbat mı geçecek? Boşver, geçen için yapabileceğin bir şey yok. Şimdi saatine bir daha bak. Geçen dakikaları geri getirebilir misin?

Biliyorum, bazen çok kızdırıyorlar seni. Her şeyi en iyi şekilde hazırladığın halde, müdürün, şirketin, iş dünyası seni anlamıyor. Coşku içinde önlerine bıraktığın bir dosya, bir kaç kez karıştırılıp ,sana iade ediliyor. Belki yıkılıyor, belki daha da hırslanıp, daha iyisini yapmaya çalışıyordun.

Bir gün, sigortaların atıyor.  Bir  istifa mektubu yazıyor  ve yöneticinin önüne  koyuyorsun. Yılların, projelerin, emeklerin, geç saate yatmaların, hepsi ama hepsi boşa gidiyor. Elinde bir hiç var.

Bir daha soruyorum. Gerçekten de her şey bitti mi?

Birkaç saniye düşün. Dünyanın 6 milyar yıllık yaşını düşün. Kaç kere bitip, yeniden başladığını düşün. Dinazorları, mısır piramitlerini yapan firavunları, tufanları, kaybolan Babil kulesini, dünya savaşında yıkılan, yakılan Japonya’yı düşün. Hepsinin yerini  yeni bir şey doldurmadı mı? Peki, sen gidersen, senin yerinin de dolmayacağını mı sanıyorsun. Çok kısa sürede dolacak ve unutulacaksın.

O yüzden, işini seviyorsan, iş yerini sevmiyor bile olsan, o işte başarıyı yakalamayı düşünmelisin. Başarı tek bir koşulla gelebilir sadece. Bu da istemektir. İstemediğin sürece başarı yanına bile uğramayacaktır. Ne yapıyorsan yap, en iyisini sen yap!

Mutlaka, yaşadığın durumu değiştirmek için yapabileceğin bir şeyler vardır. İmkansız diye bir şey yoktur. Varsa bile, imkansızı da başarmayı deneyebilirsin. Bu senin hayatın. Bir kere dünyaya geliyorsun ve artık bunu değerlendirme zamanın geldi. Değerlendirme derken, bundan sonra yaşadığın her anı daha değerli kılmayı başarmandan söz ediyorum.  Hayatını değerli kıldıkça, sen de kendini değerli hissetmeye başlayacaksın.

Gerçekten de her şey bitti mi?

Eğer, hala gözlerin görüyor, hala nefes alıyorsan, daha her şey bitmemiş demektir. Eğer bu kadar birikimin varsa, eğer kendini geliştirmeye çalıştıysan, belki de her şey yeni başlıyordur. Genel olarak düşünme. Sen özel bir insansın. Sen diğerlerine göre daha farklısın. Sen ayrı bir kişiliksin ve aynı zamanda ayrı bir dünyasın. Dünyanı korumak için ise çok çalışman gerekecek ve bir gün sen de biliyorsun ki  başaracaksın.

Şimdi tekrar saatine bak. Kaç dakika geçip gitti? Biten bu dakikalar geri gelmeyecek. Biten günler, biten aylar, biten yıllar geri gelmeyecek. Her dakika ömrün kısalıyor. O yüzden artık bir şeyler yapmaya başlamalısın. Geçip giden insanlar geri gelmeyecek. Şimdi, önünde uzanıp giden yola bakman ve nereye yürüyeceğine karar vermen gerekiyor. Gerçekten ne yapmak istiyorsun? Bundan sonra sadece buna odaklan. Bu yazıyı okuduğuna göre, artık zaman kaybetmemen gerekiyor. Artık zaman kazanmalısın. İstemek ve başarmak, işte hepsi bu.

Gerçekten de her şey yeni başlıyor değil mi?

Yorumlar / Comments (0)

Neden, sadece kadınlar!

 

Why we insure women only – 1st for women insurance agancy – South Africa

Klasik bir film repliği vardır. Önce çocuklar ve kadınlar. Artık sadece kadınlar. Son yıllarda kadınlara yönelik pazarlama stratejilerinde büyük artış var. Bunun nedenlerinden biri, kadınların pazarlamacılar için hep cazip bir tüketici grubu olması aslında. Bir diğer neden de çalışan kadın sayısındaki artışla beraber, kadınların harcama ve satın alma alışkanlıklarının değişmeye başlaması. Artık onlar edilgen konumdan çıkıp etken konuma geçiyorlar. Marketing to Women (Kadınlara pazarlama) tam da bu nedenler yüzünden ortaya çıktı.

Marketing to Women kitabının yazarı Martha Barletta‘ya şöyle diyor :

"Aslında temel fark, kadınların ve erkeklerin birbirlerinden farklı olması. Tarihte insanlar herhangi bir pazarlama faaliyetinin kadınlar ve erkekler için eşit ölçüde işe yarayacağını düşünüyorlardı. Ama ben bunun doğru olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Ben kadınlar ve erkekler arasındaki farklar üzerine pek çok araştırma yaptım. Antropoloji, insan gelişimi, sosyoloji ve beyin yapısı konularında pek çok kitap okudum. Tüm bunları okuduğunuzda, kadınlar ve erkekler arasında çok keskin farklar olduğunu görebiliyorsunuz."

Bunun sonucunda, kadınlara yönelik pazarlama faaliyeti yapan şirketler ürün ve hizmetlerini tanıtırken, bu farklılık üzerine konumlandırma yapıyorlar. İşin özeti şu :Kadınlara yönelik pazarlama yapıyorsanız, pazarlama iletişimi faaliyetinizde, kadın ve erkek arasındaki fiziksel ve ruhsal farklılıkları kullanın. Sizce kaç şirket bunu kullanıyor? Bu soruyu kadınlar daha net cevaplayabileceklerdir. 

Mesela geçen günlerde, Zeynep Özata, blogunda yazdığı yazıda, magic bullet isimli bir üründen bahsederken, onu en çok etkileyen şeyi şöyle anlatıyor :

Bütün bayanlara buradan söylüyorum. Düşünmeden alın. Aletin marifeti işi kısa sürede yapmasında değil. Asıl sihir çıkan (aslında çıkmayan desem daha doğru olacak) bulaşıkta. Bu tip aletlerin en büyük derdi ıvır zıvır onca parçanın yıkanmasındadır. Bulaşık makinesine de atmayı sevmem ben bunları. Gerçi Magic Bullet’ın bütün parçaları makinede de yıkanabiliyor ama buna gerek yok. İki çalkalayın tamam. Zaten kirlenen iki parça şey var. Kısa sürede yapabildiği onca şey de cabası...

Ama ben bir erkek olarak bunu asla fark edemem. Ürünün reklamında bu özelliği kullanıldığında beni etkilemeyecek ama bir bayanı etkileyecektir. Zeynep’in anlattığı şey aynı zamanda yine bütün bayanları etkileyen, başarılı bir kulaktan kulağa pazarlama faaliyeti olurken, yine bir erkek olarak beni etkilemeyecektir. O yüzden, bazı ürün ve hizmetlerin, pazarlama iletişimini,  sadece kadınlara yönelik  yapmanız başarınızı artıracaktır.

Yine  Martha Barletta’nın dediğine göre : "Kadınların önem verdikleri değerler ile ilgili mesajlar verdiğinizde kadınlar zaten sizi seçerler."  

Uzun bir girişten sonra, reklamımıza geri dönelim. Reklamımız çok eğlenceli bir reklam. Kadınlara hitap etse de biz erkeklerin de kendileriyle gurur duymalarını sağlıyor (Biz cesur insanlarız :) ve insanı gülümseten bir reklam (Bir reklam size tebessüm ettiriyorsa hedefini bulmuş sayılabilir)

Sadece kadınları sigortalayan, 1st for women isimli sigorta şirketi, kadınlara yönelik pazarlama yapan şirketler için iyi bir örnek oluşturuyor. Bu şirket sadece kadınların arabalarını sigortalıyor. Pazarlama iletişimi için kullandığı, yukarıda gördüğünüz reklamlarda, kadınların önem verdikleri değerlerle ilgili mesajlar veriyor "Neden sadece kadınları sigortalıyoruz?" Çünkü erkekler delice işler yaparlar! Kendilerini boğaların önüne atarlar, çılgın denemeler yaparlar, sürekli cesaretlerini test eden delilerdir onlar. Bu kısım gerçekten de doğru. Biz erkekler böyleyiz. Yani reklam doğru söylüyor. Bu durumda arabamızla çılgın denemeler de yapabiliriz. Bu durumda sigorta şirketi için riskli gruba gireriz. 

Şirket bu reklamda bu farkı öne çıkarmış ve kadın müşteriye, "sen akıllısın, sen dikkatlisin, senin ayakların yere basar, erkeklere güvenmeyiz ama sana güveniriz" mesajını veriyor. Böylece kadın arabasını o şirkete sigortalatıyor. Ayrıca, şirket müşterisini eğitiyor ve daha az kaza yapmasını sağlıyor. Araba kullanırken fazla hız yaptığında aklına hemen şu mesaj geliyor " Hey,sen o risk bağımlısı erkeklerden değilsin, sakin ol!" Böylece şirket daha az kaza sonucu daha az para ödüyor ve karlılığını artırıyor. Bir pazarlama iletişimi faaliyetiyle iki kuş vurmuş oluyor.

Uzun bir çözümleme oldu ama bu "Kadınlara Pazarlama (Marketing to Women)" konusunu önemsiyorum ve ciddi anlamda yapılır ve uygulanırsa, hem şirketlere hem de bu şirketlerin müşterileri olan kadınlara büyük faydalar sağlayacağını düşünüyorum.   

Ajans :  Black River Football Clup – Güney Afrika

via 

Yorumlar / Comments (0)

Beta marketing, tasarım ve yıkılan kaleler.

Dün, müşteri nasıl tasarıma katılabilir ve Beta pazarlama anlayışı nasıl oluşur? demiş ve bırakmıştım. Ayrıca Beta pazarlama anlayışıyla kast ettiğim sadece ürünlerin beta sürümleri değil, bu sürüm sırasında tüketicinin katılımcı olarak olayın içinde bulunmasıydı daha çok. Microsoft örneği, olayı sadece bilgisayar yazılımları çerçevesinde düşünmenize de neden oldu. Tam olarak bu değil söylemek istediğim.

İş fikrimiz şöyle : X şirketi büyük şehirlerin merkezi noktalarında, "Beta" isimli, 16-26 yaş arası gençleri hedef alan, elektronik ve tasarım ağırlıklı ürünlerin satılacağı mağazalar açmaya karar verdi. Duyurusunu ise kulaktan kulağa pazarlama yöntemiyle, teknoloji forumları, blogları, dergileri aracılığla yapar. "Gelin ve mağazayı siz tasarlayın" Başvuran 20 kişiyi çeşitli kriterlere göre alır ve tasarım ekibiyle birlikte bu gençler mağazayı tasarlar ve yapımına yardım ederler. Hem deneyim kazanmış olurlar, hem de kendi tasarımları olur bu mağaza (kaç şirket mağazasını müşterisiyle birlikte tasarlar?) Bu da yeni bir kulaktan kulağa pazarlama başlatır ve mağazanın ünü iyice yayılır. Beta mağazamız, yeni teknoloji ürünleri ve tasarımları satar. Bunlar, şirketler tarafından Beta mağazaya verilir. Bunlar ürünün normal fiyatının onda üçü fiyatına satılır ve ürünün asıl sürümü piyasaya çıktığında, asıl ürünle üzerine fark ödenerek değiştirilebilir. (100 dolarlık bir ürün 30 dolara satılır ve ürünün asılı alındığında bu ürün verilip asıl ürün 70 dolara alınabilir)  Bu ürünlerin beta da olsa, aslında ürünler piyasaya verilmeye hazır ürünlerdir. Sadece şirket, bir ay önce sınırlı sayıda ürününü piyasaya sunar ve sadece Beta mağazada satılır bunlar. Kullanan müşteriler, bir ay sonra geri dönüşüm yapma zorunluluğu taşırlar. Beta mağazanın bir kuralı da üyelik sistemi ile çalışmasıdır. Üye olamayan alışveriş yapamaz (Ama gezebilir) Üeylik ile bir veri tabanı da oluşabilir. Düşünün, kaç tane teknoloji şirketi var. Bu mağazaya gelecek ürünleri ve insanların taleplerini düşünün. Uygulanması zor görünen ama başarı yakalayabilecek bir fikir. Konsept genişletilip, bazı ürünlere tasarım opsiyonu seçeneği verilebilir. Bazı ürünlere tasarım formları da eklenir ve tüketiciden tasarıma formdaki seçenekler aracılığıyla yön vermesi beklenebilir. 

Sonuç : 

1- Yeni çıkan ve kimsede olmayan bir ürünü elinde herkese tanıtarak gezen ve ürünün reklamını yapan bir genç. Bu ürün en az 100 kullanıcıya daha ulaşır bu gencin tanıtımıyla. Bu da dağıttığınız 50 ürün için 5000 kişiye ulaşma ve onların denemesini sağlama şansı yaratabilir. Ürününüz daha piayasaya çıkmadan elden ele gezer ve edinilen deneyimler başarılı ise satışlarınızda kuyruklar oluşabilir.

2- Ürünlerini bedava test ettiren şirketler.

3- Beta mağaza’nın yaratacağı tanıtım.

Bu örneklerden sadece biri. Yine otel fikrine dönersek ve bir önceki yazıya yorum yazan okurumun ifade ettiği gibi, Beta otel de müşterilerin daha ucuza kaldığını varsayarak neler geliştirebiliriz?

Otel inşa aşamasınının son kısımlarında, tasarımcı müşterileri sembolik bir ücrete tasarıma katılmaya ve özel bir tatil yapmaya çağırabilir. Odaların iç dizaynını birlikte yapıp, otelin tesislerini test edebilir bu kişiler. İnanılmaz bir deneyim olur. Özellikle butik oteller için rahat uygulanabilecek ve çok müşteri kazanmalarına sebep olabilecek bir deneme olabilir. Üstelik bu tasarım aşamalarına işçi olarak bile katılabilirler. "Şu duvardaki büyük tabloyu ben monte ettim" diyen bir müşteri veya " Bu odanın iç rengi  fildişi olacaktı ama ben buraya limon sarısının yakışacağına emindim." Bu müşteriler sizce otele geldiklerinde hangi odada kalırlar. Tabi ki kendi tasarladıkları odalarda kalacaklardır. Ayrıca her odaya bir müşterinin adı verilebilir ve odada bir çerçeveye o müşterinin kendi eliyle yazdığı, odayı tasarım aşamasındaki deneyimleri aktarılabilir. "Mavi ışığın bu odanın banyosunu boğacağını fark ettim, çünkü odada da mavi ağırlığı vardı.." Bu tasarımcı müşteriler, zincir otel ise eski müşterilerden de seçilebilir.

Örnekler çoğaltılabilir.

Beta Marketing, sözü ile anlatmak istediğim, (ürünlerde) hatalı veya kusurlu ürün değil, satışa hazır haldeki ürünün ilk numuneleridir. Bunlar aynı zamanda sonradan koleksiyon değeri bile taşıyabilecekleri için özel seri numarası ile de piayasaya sürülebilirler.

Hizmet kısmında ise Beta Marketing, hizmet daha tamamlanmadan da verilebilir. Ama bazı sektörlerde uygulanamayanilir. Mesela sağlık sektöründe uygulamanaz, kimse bir kalp ameliyatını deneyim için yapmak istemez. Ama başka sektörlerde uygulanabilir.

Müşteri kendisine sunulanı hemen alan, piyon konumundan çıkıp, sorgulayıcı, kendine göre tasarıma katılan, fikrini açık açık söyleyen, ürünü/hizmeti kullanmak değil, ona aşık olmak isteyen bir müşteridir artık. Hala insanlara bir şeyler satmaya çalışıyorsanız, batmanız yakındır. Y kuşağı gençliği, uzaktan seyretmek değil, işin her aşamasını gözlemlemek istiyor. Artık aldığınız tavuğun nereden geldiğini, yediğiniz meyvelerin seralarını internetten izleyebiliyorsunuz. Artık müşteri katılımcı, bir sonrası, müşteri tasarımcı. Ayakkabılarınızı siz yapacak, t-shirt’ünüzün desenini siz belirleyeceksiniz. Tüketici dünyasında dayatma dönemi bitti. Müşteri kraldı eskiden. Kralların da haksız olduğu durumlar vardı ama artık kraldan da öte bir şey müşteri. Hep diyoruz ya "Müşteri her zaman haklıdır". Müşteri pazarlamayı da şekillendiriyor ve çok güçlü sanılan bazı kaleler yıkılıyor.

Beta Marketing kavramı çok geniş bir kavram. Daha önce hiç duymadım.(ilk ben mi kullanıyorum bilmiyorum) Tanımını, "deneyimsel ve katılımcı müşteri bazlı bir pazarlama anlayışı" olarak düşünüyorum. Bu çok geniş bir konu. Üzerine yazılacak çok şey var. Ben sadece başlangıcı yapmak istedim. Konuyu diğer pazarlama bloglarına paslamak ve biraz da onların fikirler ve görüşlerine danışmayı istiyorum. Sanırım bazılarının bu konuda söyleyeceği önemli ve değerli şeyler olacaktır.

Tasarım, pazarlama anlayışında, önümüzdeki yıllara damgasını sıkça vuracak. Müşteri ürünü hem kendisi, hem de başkaları için tasarlamaya başlayacak. Bu hem şirkete, hem ürüne, hem de müşteriye çok şey katacak.

Yorumlar / Comments (0)

Beta Marketing ve tasarımcı müşteri tipi

 

Microsoft firması ürünlerini sürekli beta aşamadan geçiriyor. Ürünün tam sürümü piyasaya çıkmadan önce, yüzbinlerce kullanıcı (Müşteri) microsoft’un ürünün kullanıyor, test ediyor ve Microsoft’a geridönüşüm yapıyor. Yani ürün tam anlamıyl apiyasaya çıkmadan, mükemmel bir kullanıcı deneyimine tabi tutuluyor. Başından hatalar belirleniyor, eksik yönler tamamlanıyor ve en önemlisi de müşteri ürüne yeni yönler ve özellikler katılmasını istiyor. Müşteriler hem ürünü tanıyor, hem de beta  üründeki arızalara veya eksikliklere sert tepki vermiyor.

Gelelim Türkiye’ye. Kaç firma Beta aşamayı kullanıyor. Üründe beta aşama sunan Türk firmalarını söyleyebilir misiniz?

Ya hizmet pazarlayan şirketlerin hizmetlerinin Beta sürümleri var mı?Hadi biraz abartalım. Siz hiç Beta bir otel gördünüz mü? 

Beta aşama, ar-ge açısından çok önemli maliyet tasarrufu sağlar ve asıl sürümde, markayı/ürünü/hizmeti negatif geri dönüşlerden koruyan sihirli bir kalkan görevi görür . Sizin hiç Beta  ürün / hizmetiniz oldu mu? Beta Marketing ( Beta Pazarlama anlayışı) şirketinize yerleşmesi gereken bir unsur mudur? Özellikle gençleri hedef alıyorsanız, beta aşamasına çok önem verdiklerini ve hatalara daha sert tepki verdiklerini  biliyor musunuz?

İyisi mi siz biraz düşünün ve anlatacaklarımı merak edin. Yarın bu konuya daha geniş açıdan devam edelim ve görelim müşteri nasıl tasarıma katılabilir ve Beta pazarlama anlayışı nasıl oluşur?

Yorumlar / Comments (0)

Bildiğimiz pazarlamaya meydan okuyun!

Reklamhavuzu‘ndan, Murat Esenli, marka kuruluşlarını yaptıkları bir mobil pazarlama ajansını (Mobilendo) haber verdi. Aslında ekte E.T.’li bir reklam da vardı ama büyük boyutundan dolayı yayınlayamadım. Yine de reklama buradan ulaşabilirsiniz.

Mobil pazarlama geleceği parlak olacak ve müşteriye kullanım hızı/kolaylığı sunan sektörlerden biri. Ama uygulanması sırasında oluşacak sorunları hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Özellikle reklam SMS’leri spamler şgibi başımızı ağrıtacak diye düşünüyorum.Ama şirketimde mobil pazarlamayı kullandım ve etkisine inanıyorum. Mobil Pazarlama dediğim gibi hızla gelişiyor. Aslında bu konudaki yorumları, konu hakkında daha ilgili ve bilgili olan  Alper Akcan ve Refik Çağlayan‘a bırakıp, pazarlama/tasarım yönüne geçiyorum.

Ben daha çok Mobilendo’nun sitesinde yazılanlara ve tasarıma takıldım. (Mobilendo’nun aktif bir web sayfası olmaması büyük eksik. Sadece resim ve bir mail adresi var. En kısa sürede yapılacağını umuyorum. Başlangıçlar her zaman iyi olmalı değil mi?) 

"Bildiğimiz pazarlamaya meydan okuyun" gibi oldukça iddialı bir cümlesi var Mobilendo’nun .

Şimdi soruyorum (kendim de dahil) Bildiğimiz pazarlama nedir? Biz pazarlamayı gerçekten biliyor muyuz? Biliyorsak ona nasıl meydan okuyacağız? Bildiğimiz pazarlama tek bir çeşit midir? Meydan okuyacak kadar onu biliyor muyuz?

Burada bir karışıklık oluştuğunu düşünüyorum. Herkesin bildiği pazarlama kendisine göredir. Yani bu güne kadar "klasik pazarlamaya meydan okuyun"  tarzında söylemler duydum. Ama "bildiğimiz pazarlama" buna uymuyor. Aynı şey değil. Mesela diyelim benim bildiğim pazarlama ve kullandığım pazarlama gerilla pazarlama. Peki ben gerilla pazarlamaya niye meydan okuyayım? Zaten bildiğim şeyi niye reddedeyim? Hem mobil pazarlama o bildiğim şeye meydan okuyabilecek mi? 

"Bildiğimiz pazarlamaya meydan okuyun" tartışılası bir konu ve sıkı sorgulanması gereken bir cümle! Ayrıca bu cümleyi çözümleme aşamasında daha önemli şeyler fark edeceğimizi düşünüyorum .

Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim.  "Bize göre mobil kavramlar da geçici" sözünü çok cesaretli buldum. Bir şirket için cesur bir söz. Şirketin zamana göre değişebilirliğini/kendisini yenileyebileceğini gösteriyor ve bu da o şirkete devrimci bir yön katıyor. Kendini sorgulayabilen, hızla değişime ayak uyduran, kendini ve yaptığı işi eleştirmekten korkmayan yenilikçi şirketler daha başarılı oluyor ve evangelist müşterilere sahip olabiliyorlar.

Yorumlar / Comments (0)