E-posta Pazarlama ile SPAM arasındaki ince kırmızı çizgi

Spam kelimesini duymak kanınızı mı donduruyor! Ya şirketinizin gönderdiği spam mail’ler! Hepimiz, spam mail’den nefret ediyoruz. Ama geliyorlar ve durdurmak imkansız. Bazılarına da tıklamadan edemiyoruz. Altı Üstü Tasarım’dan sevgili Mehmet Doğan, tam da bu konuyla ilgili güzel bir yazı yazmış sizin için. (Mehmet Doğan, Teknoloji Kimin Umurunda isimli kitabında web ve kullanıcı deneyimi ile ilgili önemli bilgiler sunuyor. Hala okumadıysanız, kitabını da okumanızı tavsiye ederim)

Şu Gymboree denen şirketin pazarlamacıları ile eğer şans eseri bir yerde yüz yüze gelirsem, onlara diyeceğim iki çift lafım olacak: “benim cüzdanımı rahat bırakın lan!”.

Bu Gymboree denen kendini bilmez şirket, ürettikleri inanılmaz “şeker” (eşimin kullandığı kelime) giysileri tanıtıp, inanılmaz fırsat ve indirimleri sunduğu e-postaları, son birkaç aydır, her Pazar akşamı, eşimin e-posta adresine gönderiyor. Bu tip e-posta gönderen sayısız şirket var fakat o şirketlerin e-postaları, tıklamasız ve hüzünlü bir şekilde, e-posta kutumuzun “SPAM” kısmında yerini alarak beni sevindiriyor. Ama Gymboree farklı! Gymboree, eşimin her defasında, onların verdiği linke tıklamasını sağlayıp, benim cüzdanımdan para kaçırmayı başarıyor. Ahh Gymboree. Bir yakalarsam!

Eee, 2 tane ürün alırsan 1 tane de bedava veriyorlardı.

Ama Jennifer bak geçen sefer de “Yaz Fırsatı, 2 etek 12 dolar” diye bir dolu giysi almıştın!

Eee, ne olmuş? Kızların ihtiyacı var. Kaçırayım mi şimdi ben bu inanılmaz fırsatı? Zaten aldığım her ürünle “GymBucks” sanal para topluyorum. Yani sonucunda zaten o paralar geri dönüyor bize.

Ev çocuk giysisinden geçilmez oldu. Halen geçen yaz aldığını giymeye zaman bulamadılar. Ne bu GymBucks? Benim o hep istediğim büyük ekran televizyonu almama yardımı olacak mı topladığın bu sanal paranın?

Yok, hayır. Gymbucks’ı yalnızca Gymboree’de harcayabiliyorum

Aferin!

İşte her Pazar akşamı bu konuşmalarla başlayıp, 3 gün sonra postacının bize getirdiği büyük bir paketi açmakla son buluyor Gymboree şirketinin e-postaları. En azından bir sonraki Pazar akşamı indirimine kadar! Geçenlerde Gymboree şirketine Gymbucks sanal parasını bankaya yatırıp, faiz toplayıp, toplayamayacağımı sordum. Emailimi yanıtlamadılar henüz.

Eposta ile pazarlama, yılda 7.3 milyar dolar getirisi olan bir sektör. Geleneksel pazarlama araçlarına oranla çok ucuz bir teknik olmasına rağmen, geleneksel pazarlama araçlarına kıyasla, e-posta ile pazarlama yapmayı başarılı bir şekilde icra etmek gerçekten zor. Nedeni ise

e-posta kullanan kişilerin SPAM’den nefret etmesi,

e-posta programlarının pazarlamaya yönelik e-postaları filtre edecek sisteme sahip olması

e-posta kullanıcılarının günde aldığı onlarca/yüzlerce e-posta içinde, reklam/pazarlama gibi e-postalara harcayacak zamanının ve ilgisinin çok az olması.

içeriği okutmak ya da ilgi çekmek için birkaç kelimelik “konu/başlık” kullanmanın zorunluluğu ve iyi başlık ile bile, bu e-postanın açılıp, okunmasının  tamamen okuyucunun inisiyatifine kalmış olması.

Gelenler kutusundaki bütün e-postalara, çok süratli göz geçirilip (neredeyse saniyenin onda biri kadar bir zaman), yalnızca tanınan kişilerin e-postaların açılıp, gerisinin bir daha okunmamak üzere silinmesi.

Silinmeyen pazarlama e-postalarına ortama yalnızca 51 saniye harcanması

Birçok kişinin, pazarlama e-posta aboneliği için, kullanmadıkları bir e-posta adresini vermesi

Eposta gibi “push teknoloji” yerine RSS gibi “pull teknolojilerinin” yaygınlaşması

E-posta pazarlamanın yüzleştiği bir başka zorluk ise, bu kolay, ucuz ama yanlış  yapıldığında, yöntemi başarısız kılmanın yanında, müşterilerin beyinlerine SPAM yapan şirket imajı yerleştirmesi.

E-posta pazarlamacılığı doğru yapıldığında ise yüzlerce değişik platformda yapılan reklamlar ve kampanyalardan bile daha çok getirisi olan, etkileşim yaratan ve efektifliği takip edilebilen, ucuz ve kolay bir araç haline geliyor. Örneğin Crutchfield şirketi, bu aracı çok iyi kullanabilen ender birkaç şirketten biri. Bu şirket, müşterinin e-posta adreslerini yalnızca kampanya, reklam, tanıtım yapmak için değil, daha birçok etkili yöntem için kullanıyor. Örneğin Crutchfield şirketinin websitesinden daha önce bir ürün satın aldıysanız ve yine bu siteye başka bir sefer alışveriş yapmak için gelip, bazı ürünleri alışveriş sepetinize koyduktan sonra siteyi terk ettiyseniz, şirket birkaç gün sonra size nazik bir e-posta gönderip, almadığınız bu ürünlerle ilgili, alışveriş sürecinde bir sorun çıkıp, çıkmadığını, soruyor, yardım teklifinde bulunuyor. Bu yöntemi o kadar başarılı şekilde kullanıyor ki, daha önce alışveriş yapmadan siteyi terk etmiş müşterilerin yüzde 3’ünün alışverişlerini tamamlamalarını sağlıyor. E-Ticaret sektöründe, yüzde 3’lük bir bitiriş rakamı, büyük bir başarı. Bu şirketin bitiriş rakamının Amazon.com’dan bile yüksek olmasının sırlarından biri de bu olmalı (Şirketin sahibi Bill Crutchfield, kanımca, sanal ticaret işindeki en başarılı ve akıllı kişi. İşe alacağı tüm elemanlarla telefon görüşmesi yapacak kadar mütevazı, görüşme yapıp, işe almadığı kişilere çiçek gönderecek kadar da nazik bir kişi. Kaç tane milyon dolarlık CEO halen şirketin gündelik işleriyle uğraşıyor?)

Peki iyi bir pazarlama e-postasında bulunması gerekenler neler? Yani Gymboree’yi, SPAM kutusu yerine, benim cüzdanıma taşıyan nedir? Neden insanlar Crutchfield e-postalarını dört gözle bekliyor? Neden Amazon, GAP, Yahoo gibi şirketler, bünyelerinde tam-zamanlı e-posta pazarlama uzmanları çalıştırıyor? Peki sizin şirketiniz bu 7.3 milyar dolarlık pastadan pay alabilir?

10 – Gönderdiğiniz e-postaların tıklama oranını ölç, değişik versiyonları birbirine karşı test et (A/B testi)

E-posta, kolay ve ucuz pazarlama imkanı sağlamakta fakat ucuz pazarlama aracını, tamamen para harcamamak olarak görmemek gerekiyor. Gönderdiğiniz e-postanın efektif olup, olmadığını devamlı monitör edeceğiniz, varış sayfalarındaki (landing page) aktiviteyi gözlemleyeceğiz analitik programlarına ve analitik verileri anlayacak kişilere para harcayın. Gönderdiğiniz e-postaların değişik versiyonlarını birbirine karşı test edin. MailChimp şirketinin yaptığı bir araştırma göre “Bu Bayram’da Alışverişlerinizde Kargo Ücreti Almıyoruz – Kupon Kodunuz Bu E-postada” başlıklı bir e-postayı, yine aynı bilgileri içeren fakat konu başlığı “Bedava Kargo – İyi Bayramlar” ile karşılaştırıyor. Sonuçlara göre, kısa ve öz olan başlık, uzun ve “açıklayıcı” olan başlığa göre yüzde 28 daha fazla tıklama alıyor. Acaba sizin gözden kaçırdığınız bir şey var mı gönderdiğiniz e-postalarda? Acaba gönderdiğiniz e-postanın, gönderebileceğiniz en iyi ve en çok tıklama alabilecek e-posta olduğunu test etmeden onaylayabilir misiniz?

9- Müşterilerinize e-posta ayarlarını değiştirebilmeleri için gerekli kontrolü ve açıklamayı veriniz ve onların “ayarları değiştirme” işlemini yapmalarını kolaylaştırınız

Bir çok kişi, sizden, her hafta e-posta almak istemeyebilir. Hatta bazı müşterileriniz, sizden hiçbir e-posta almak isteyebilir. Müşterilerinize, e-posta ayarlarını değiştirmesi konusunda gerekli açıklamayı ve özgürlüğü, gönderdiğiniz e-posta içinde veriniz. Onların yalnızca, sitenizin belirli ürün kategorilere üye olabilmelerine olanak sağlayın. Herkese aynı kampanya ve fırsat e-postaları göndermeyin. Onların ilgisini yakalamaya çalışın. Ayrıca onların e-posta aboneliğinden çıkabilmelerini kolaylaştırın. Bunu yaparlarken, onlardan şifre ve diğer kişisel bilgiler istemeyin.

8- E-posta başlığını, bir bakışta e-postanın içeriğini anlatacak, merak uyandıracak ve tıklama arzusu verecek şekilde seçiniz/yazınız.

E-posta pazarlamanızdaki tıklama oranını artırmanız, e-postanın başlığının ne kadar etkili olduğu ile doğru orantılı. Yüzlerce e-posta içinde, gönderdiğiniz e-postanın kimden ve ne nedenle gönderildiğinin açıkça görünebilmesi ve anlaşılabilmesi, müşterinizin o e-postayı okuyup, hatta linklere tıklama şansını arttıracaktır. Başlıkta, e-postanızı SPAM haline getirecek cümlelerden kaçının ve her kelimeden sonra noktalama işareti! kullanmayın

7- Müşterilerinizin duygularına hitap edecek şekilde e-posta içeriği hazırlayın.

Kimsenin, düz, hiçbir duygu ve satın alım arzusu yaratmayacak e-postalara harcayacak zamanı yok. E-postanın içinde müşteriniz ile ürün arasında; müşteriniz ile şirketiniz arasında ve müşteriniz ile markanız arasında kişisel bir duygu yaratmaya çalışın. Kişisel ve akıcı bir tonla içerik yazın; şirket ve broşür ağzı ile değil. Şirketiniz ve ürününüzle iyi bir deneyim yaşamış gerçek müşterilerin hikayelere e-postanızda yer veriniz. Espri ve eğlenceli kullanın.

6- İzin almadan, müşterilerinize e-posta göndermeyin! Onların, sizin göndereceğiniz e-postalara abone olması için bir neden verin. Onların kendilerini “özel” hissetmelerini sağlayın

Sanırım izinsiz e-posta göndermemenin nedenlerini açıklamama gerek yok. En kısa ve öz nedeni: herkes SPAM’den nefret ediyor. Müşterilerinize, e-posta aboneliği karşılığında bir şeyler verin. Örneğin ücretsiz, onların işine yaracak küçük makaleler, aylık kura çekimi ile vereceğiniz hediyeler, yalnızca e-posta abonelerinin hak kazanabileceği indirimler, yeni bir ürününüz piyasa çıktığında yalnızca abonelerin davet edileceği sanal açılış gibi. Ayrıca müşterileriniz, e-posta aboneliği için emaillerini size verirken, abonelik sayfasında, onlara, sizden alacakları e-postanın neye benzediğini görebilecekleri bir ekran görüntüsü bulundurun.

5- E-postanızda (ve/veya varış sayfanızda [landing page]) mutlaka “İlk 10/En Çok 10” türünden listeler bulundurun.

 Pazarlamacılar çok iyi bilir ki tüketiciler, başkalarının ilgilendiği, satın aldığı ürünlerle daha çok ilgilenirler. Buna Jared Spool, Inukshuk adını veriyor. Müşterilerinize, diğer müşterilerin en çok ilgilendiği ürünleri sunarak üst ve çapraz ürün satım oranını artırmaya çalısın. Ayrıca bu tip listeler, özel günlerde (sevgililer günü, anneler günü v.b) müşterileriniz satın alım sürecine yardımcı olacaktır.

4- E-postanın içeriğini, müşterilerinizin ihtiyaç ve ilgisine hitap edecek şekilde kaleme alın

Müşterileriniz için, şirketinizin küçük başarıları ya da CEOnuzun yaş günü önemli değil. Müşteri e-postaları, şirketiniz ile ilgili değil, müşterileriniz ile ilgili. Onlara, onların hedeflerini karşılayacak, onların ilgisini çekecek, onların işine yarayacak içerik gönderin. Kullanıcı deneyimi kavramını her zaman aklınızda bulundurun ve “bu göndereceğim e-posta müşterimin kullanıcı deneyimini nasıl etkileyecek?” sorusunu sorun kendinize. Hatta bunu evinizde yapacağınız küçük bir test ile yani “Eşine sor testi” ile sınayabilirsiniz. Eğer eşinizin, göndereceğiniz e-postadaki içerik ile tıklamasını sağlayamıyorsanız, müşterilerinizin tıklamasını sağlamakta da zorlanacaksınız.

3- Onların tıklama arzusunu artıracak, pazarlama diliyle “call to action” türünden e-posta ve varış sayfaları hazırlayın.

“100 lira harcayan herkese yüzde 20 indirim”, “28 Haziran tarihinde ne alırsanız alın, kargo ücretini biz ödüyoruz”, “Bankamızdan taşıt kredisi alan herkesin yeni arabasına, bizden hayırlı olsun hediyesi: iPod Nano”

2- Başarılı, tıklama ve bitiriş rakamı yüksek e-postaları değişik zamanlarda yeniden gönderin.

Test ettiğiniz, izlediğiniz ve başarısından emin olduğunuz kampanya ve pazarlama e-postalarını, değişik zamanlarda, yeniden göndererek hem “tekrarın” tüketici üzerindeki olumlu etkilerinde yararlanıp hem de markanızın kalıcılığını, e-postalarınızın güvenirliğini artırabilirsiniz.

1- E-posta abone listenizi, bu tip listeleri satan şirketlerden satın almayın! Kendinizin oluşturduğu müşteri e-postalarını başkalarıyla paylaşmayın! Pazarlama e-posta gönderme işini, bu tip işleri yaptıklarını söyleyen, pazarlama değil bilişim işiyle uğraşan şirketlere bırakmayın!

Mehmet DOĞAN | Altı Üstü Tasarım

Guerilla (Gerilla) Marketing Ne Değildir?

 

Gerilla pazarlama, bu yıl özellikle yurt dışında güzel örneklerini verdi. Alternatif anlayışlar her zaman ilgi çekici olmuştur. Doğal olarak ülkemizde de örnekleri ortaya çıkmaya başlıyor. Gerilla pazarlama hakkında insanlarda bazı soru işaretleri var. Gerilla pazarlama tam olarak nedir, hangi pazarlama ve reklam gerilladır? Bunlar sıkça tartışılan ve soru işareti bırakan konular. Bazen, gördüğümüz örneklerin gerilla olup olmadığında kararsız kalıyoruz. Muhtemelen daha da kalacağız ve bu konuyu sıkça tartışacağız. MarketingMa’dan Sevgili Alper Akcan’da gerilla pazarlama ile ilgili bir yazı hazırlamış ve bu soruya cevap bulmaya çalışmış. Gerçekten nedir bu gerilla pazarlama? 

Dün arabamla yoğun bir trafikte ilerlerken önümdeki arabanın dışındaki yazılarla ve görsellerle irkildim, hem cep telefonumu çıkarıp bir-iki fotoğraf çektim. Team Gerilla diye bir şirketin aracıydı bu. "Vay be, ne kadar doğru bir hamle. Tüm dünyanın dikkatini çeken bu pazarlama stratejisi için Türkiye’de de çalışan birilerinin olması ne güzel!" diye düşündüm. Eve gelince ilk iş firmanın web sayfasına girmek oldu. www.teamgerilla.com. İşte bu andan itibaren yaşadığım taktir duygusu, yine boş bir duygu haline döndü. "Guerilla Marketing hızlı, kararlı adımlarla yolunda ilerleyen, bulunduğu koşullara kendisini adapte eden, stratejik düşünebilen, sonuç odaklı pazarlama biçimidir" yazıyordu tanım olarak. Ama ne büyük yanlış! Bunlar çağdaş pazarlamanın gerekleri zaten. Gerilla pazarlama özel bir şey değil yazanlar. Günümüz pazarlama ve iş dünyasında, kim yavaş karar vererek başarılı olabilir ki? Kim stratejik düşünmeden iş yapabilir? Sonuç odaklı olmak zaten tek seçeneğimiz değil midir?

Yani tanımın gerilla pazarlama ile alakası yok. Bırakın Jay Conrad Levinson‘un yazdığı birkaç kitabı okumayı veya verdiği semineri dinlemeyi, çok kısa bir google taraması bile çok daha başarılı bir tanım için yeterli olurdu. En basit tanım olarak geleneksel olmayandan ortamlarda, beklenmedik metotlarla, minimum pazarlama yatırımları ile (hatta ekstra hiç bir yatırım yapmadan), maksimum geri dönüşlerin alındığı pazarlama aktiviteleri ve stratejileri bütünüdür, diyebiliriz gerilla pazarlama için.

Firmanın web sayfasını detaylı inceleyince, temelde dış mecra uyguları ve aktiviteleri yapan bir şirket olduğunu görüyoruz. Sadece bu firma değil, bir çok blogda da aynı şekilde gerilla pazarlamanın yanlış tanımlandığına, yanlış örnekler verildiğine şahit oluyorum. Örneğin dikkat çeken bir billboard çalışmasını Guerilla Marketing örneği olarak verildiğini çok gördüm. Halbuki öyle değil. O geleneksel bir billboard çalışması. Başarılı olması, onu diğer billboard çalışmalarından farklı kılmaz. Gerilla pazarlama, zaten hali hazırda harcadığımız paralar ile yapılan çalışmadır. Örneğin şirketin adına alınan domain name’in özel olması, fark yaratması ve insanları başka şeylere götürmesi bir gerilladır. Veya bastırdığınız kartvizitin arkasına takvim koymak bir gerilladır. Böylelikle kişiler kartvizitinizi sürekli yanlarında taşıyıp, lazım olduğunda (takvim ihtiyacı) çıkartıp bakabilecekler ve hep göz önünde olabileceksiniz. Zaten kartvizit bastırıyorsunuz, dolayısıyla ilave maliyet sıfır. Ama etkisi geleneksel kartvizite göre kat kat daha fazla.

Bununlar ilgili bir çok örnek verdim ve vereceğim. Farklı açılımlarını da yazacağım. Bu işten para kazanmayı uman bir firmanın, en azından tanımı yanlış yapmaması, Türkiye’de ilk olmanın da verdiği sorumlulukla çok önemli. Düşünsenize, gerilla pazarlama ile ilgili tez yazan bir öğrenci ilk aramasında bu firmanın sitesine girecek ve yanlış bilgilerle donanacak. Bundan sonra da iş hayatına atıldığında, bu yanlışı sürdürmeye devam edecek. Unutmadan bir not daha, Jay Conrad Levinson’un konuşmasını dinlediğimde, altını çizdiği bir nokta çok değerliydi: "Guerilla Marketing’in savaşla bir ilgisi yoktur. Pazarın rekabetçi olması veya pazarlama savaşlarının kızışmış olması ile de alakalı değildir. Bu ismi verirken asla piyasanın artık daha sert olacağını söylemek istediğimiz için vermedik. Bizle iyi gerillalarız. Bizim tek söylemek istediğimiz, kıt kaynaklarla yüksek verimlilikte pazarlama yapmak tıpkı gerillaların ormanlarda düşük kaynaklarla yaşamaya çalışmaları gibidir."

Sevgiyle kalın

Alper AKCAN | MarketingMa 

Saç Jölesinin portalı olur mu?

Markalar, artık reklamla her şeyi başaramayacaklarını biliyorlar. Bu konuda internet, markalara büyük kolaylıklar sunuyor. İnteraktif web siteleri, reklamdan sonra gelen, internetin P.R. (Halkla ilişkiler) yönünü yürütüyor. İnteraktif Pazarlama blogundan, Murat Buyurgan, bir saç jölesinin interaktif macerasını anlatıyor. ( Murat Buyurgan, interaktif web pazarlaması üzerine çalışıyor ve bu konuda yaşadığı tecrübeleri bloguna da taşıyor)

Saç Jölesinin portalı olur mu?

Olur!Neden olmasın! Zaten oldu. Kozmetik ürünleri üreten bir marka, namı diğer “Hobby Jöle Kontrol sende” 2005 yılı Mart ayında Interaktif Ajansına bir portal hazırlattı.

Portal’da sinema, müzik, kültür, sanat, sağlık ve bakım, moda gibi içerikler bulunuyordu.

İçerikler her gün güncelleniyordu. İçerikler yetinilmedi. Üyeler için  özel yarışmalar düzenlendi. Hediyeler dağıtıldı.

Portal kendi kendine büyüdü. Portalın kendi kendine büyümesi de Hobby’ye yetmedi.

Gitti MSN’e, Hotmail’e, Superonline’a, Yonja’ya ona buna Internet reklamları verdi. Bannerlarını yayınlattı.

Portal daha da büyüdü. Bir gün daha büyük bir portal Hobby’yi farketti.

“Gel benim içerik ortağım ol, Kültür&Sanat içeriğimi sen hazırla” dedi.

Hobby’de “Neden olmasın” diyerek kolları sıvadı.

Teknik alt yapı hazırlandı. Superonline’ın Kültür&Sanat içeriği Hobby tarafından sağlanmaya başlandı.

Hobby.com.tr  yaşam ve eğlence portalının hikâyesi böyle…

Sizce hikayenin asıl kahramanı kim?

a-      Hobi Kozmetik

b-      Portalı hazırlayan Interaktif Ajans

c-       İçerik ortağı olduğu büyük portal

Cevap: Hiç biri…

Peki kim bu başarının kahramanı?

Sorunun cevabı sloganda gizli “Kontrol Sende”…

İnternet ortamında başarılı olmak istiyorsanız kontrolün markanızda değil, hedef kitlenizde olduğunu hiç unutmayın.

 

Murat BUYURGAN | İnteraktif Yaklaşım 

Reklam Savaşları

Şirketler belli bir büyüme seviyesine yaklaştıktan sonra, pazarı kontrol etme zorluğu ile karşılaşıyorlar. Cola pazarı, oldukça büyük bir pazar. Şu anda Pepsi ve Coca Cola bu pazarın lideri. Kimilerine göre onlar danışıklı dövüş yapıyor, kimilerine göre ikisi de amerikan, kimilerine göre de ciddi rakipler. Gerçek olan ise Coca Cola’nın 2005 ten beri nedeni bilinmeyen(!) bir yavaşlama içine girdiği ve Pepsi’nin atağa geçtiği. Pazarlama Karmasın’dan yazılarını ilgiyle takip ettiğim sevgili Özen Demircan, bu iki şirketin reklam savaşlarıyla ilgili güzel bir yazı kaleme almış sizin için.

"Milattan sonra 3 bin yılları. Bir arkeoloji grubu hocaları ile araştırma gezisinde. Kazıdan önce bir televizyon çıkıyor. Hoca, "Bin yıl önceki insanlar film, haber vs. için işte bu kutuyu izlerlerdi." diyor. Sonra kazılarda bir golf sopası çıkıyor. Hoca, bin yıl önce bunun popüler bir spor olduğunu anlatıyor. Bu kez bir telefon çıkıyor ortaya. Hoca, eski insanların bununla nasıl iletişim kurduklarını anlatıyor. Ardından, kazıdan klasik bir Coca Cola şişesi çıkıyor. Hoca, eviriyor, çeviriyor, orasına burasına bakıyor ve "Kusura bakmayın çocuklar bu cismi hiç tanımıyorum" diyor. Ardından grup birer Pepsi açarak kazıyı sürdürürler."

Forbes’un Haziran sayısında Aydın Demirer’in köşesinden aldım bu Internet reklamını..

Wharton@Knowledge ‘da "combative" (kavgacı) reklâmlarla ilgili John Zhang’ın yaptığı bir çalışmayı okudum. Zhang, çalışmasında bu tip reklâmların eninde sonunda yapan şirkete zarar verebilme ihtimalinin olduğunu ifade ediyor. Bunu da şu şekilde açıklıyor; rakibinizle girdiğiniz reklâm savaşları neticede tüketicilerin sizin ve rakibinizin ürünü arasında kayıtsız (indifferent) kalmasına yol açabilir. İki ürün arasında kayıtsız kalan tüketicileri cezbetmek için reklâm savaşlarının ardından bir de fiyat savaşına girmeniz gerekebilir ki; bu da kârlarınızı önemli ölçüde olumsuz etkiler. Bu nedenle böyle bir işe girişmeden önce iki kez düşünmeniz gerekiyor.  Tüketicilerin özellikleri, ürününüzün özellikleri ve vermek istediğiniz mesajın etkinliği; böyle bir karar vermeden önce üzerinde incelikle düşünmeniz gereken noktalar olarak işaret ediliyor.

Bence Zhang’ın ortaya koyduğu yaklaşım oldukça farklı ve üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Türkiye’de de zaman zaman şirketler rakipleriyle reklâm savaşlarına giriyorlar, özellikle pazar payında lider olan şirketlerin yerinde gözleri olan ikinci / üçüncü şirketler tarafından. Son dönemde Atlasjet’in (biraz yurt dışından esinlenmiş olsa da ) "Biz, ikinciyiz" temalı reklâmları oldukça konuşulur oldu. Zamanında Telsim de Turkcell ile reklâm savaşına girmişti. Sanırım, Türkiye’nin durumu biraz yurt dışından farklılık gösterdiğinden Zhang’ın çalışmasında altını çizdiği gibi bir fiyat rekabeti olmadı. Aslında fiyat rekabeti var ama bu tüketicilerin kayıtsızlığı çözümünü aşmak için benimsenen bir politika değil; Atlasjet zaten düşük fiyatlarla hava taşımacılığına başlamıştı ve kendisini özellikle THY’den bu şekilde farklılaştırmayı hedefliyordu (Aynen diğer özel havayolu şirketleri gibi).

Zhang’ın çalışmaları kapsamında yaptığı bir de deney var; bir grup lisans öğrencisine otomotiv, diş macunu, kurye hizmetleri, kredi kartları ve pil reklâmları gösteriyor. Her sektörden birbiriyle yarışan iki firmayı seçiyor; örneğin otomotivde BMW ve Audi.

Reklâmları izlemeden önce öğrenciler her alan için rekabet halinde olan iki firmaya 100 puanı dağıtarak not veriyorlar; eğer iki firma arasında tamamen kayıtsız iseler ikisine de 50’şer puan veriyorlar.

İlginçtir ki; deneklerin reklâmlardan sonraki puanlamasında bulundukları sektörde rekabet eden iki şirket arasındaki kayıtsızlık oranlarının arttığı görülüyor. (Bir tek pil reklâmlarında bu görülmüyor, Energizer ve Duracell)

Çalışmaya buraya tıklayarak ulaşmak mümkün..

İlk başta verdiğim Pepsi, Coca-Cola arasındaki rekabetle ilgili örneğe geri dönersek; bu iki şirket arasında ezeli bir rekabet var zaten. Genelde yaptıkları reklamlarda da kendilerini farklılaştırmaya diğerinden farklılaştırmaya çalışıyorlar. Pepsi, son yıllarda önemli bir atak yaptı ve Coca Cola’nın (ülkemizde olmasa da) tahtını sallıyor. Hatta tüketicilere renkleri sorarak hangi markayı anımsattıkları sorulduğu vakit mavinin önemli oranda Pepsi ile özdeşleştirildiği (Big Blue olarak da bilinen IBM’den çok fazla oranda), Coca-Cola’nin kırmızı ile özdeşleştirilme oranlarına yaklaştığı görülmekte. Zaten Pepsi özellikle "Generation Next" ile gençleri asıl hedef kitlesine aldığını ve Coca Cola’nın daha klasik tarzdaki yapısına-hedef kitlesine bu şekilde rakip olduğunu ifade etmişti. Daha önceki dönemde de Pepsi’nin, Coca-Cola karşısında nasıl üstünlük elde ettiğine Sergio Zyman’ın kitaplarından (birinci elden bilgi) ulaşmak mümkün…

Türkiye’de hâlâ Coca-Cola açık ara ile pazar lideri, Pepsi bir ara ikinciliği Cola Turka’ya kaptırsa da bildiğim kadarıyla son zamanlarda bunu geri almayı başardı. Her ne kadar büyük bir rekabet içerisinde olsalar da Türkiye’de öyle çok büyük fiyat rekabeti içerisinde olduklarını da söylemek mümkün değil.
 
Özen DEMİRCAN | Pazarlama Karması

Gençlik ve Kimlik

Hep derler veya biz deriz ya! Bizim zamanımızda böylemiydi! Bu gençlik bitmiş yahu! Eskiden geçler, sağcı, solcu, ortayolcu ve ot olarak guruplara ayrılırdı. Gelişen teknoloji sayesinde her şey değişti. Ne gurup, ne de eskisi gibi düşünen gençlik kaldı. Marka,reklamlar ve pop yıldızları var artık. Barış Erkol, gençlik ve kimlik üzerine güzel bir derleme yapmış sizin için. (Barış Erkol, Buzdolabı ve wc_tipografileri gibi 2 özel projeye imza atıyor ve işitsel, görsel, dokunsal, sanatsal, inovatif blog ISBN 976-08-06 da güzel yazılar yazıyor)

Son 20…10…5  yılda gelişen teknoloji ile birlikte dünya daha küçük bir yer olmaya başladı. Dolayısıyla yeni gençlik, önceki jenerasyonlara göre kendisini daha kalabalık ve kompleks bir dünyanın içinde buldu. Bu karmaşık ve kalabalık dünyada gencin yaşadığı ‘kimlik’ sorunu daha önceki jenerasyonlar referans alınarak çözülemeyecek kadar karmaşık.

Nick (18): “Kendimi rengarenk boyanmış devasa bir tablonun içindeki küçücük bir nokta gibi hissediyorum.”

Geleneksel demografik yapılar baz alınarak bu gençlerin kimlikleri hakkında fikir sahibi olmak yeterli olamaz. Daha önce hiç olmayan bir hızla bu gençler yeni trendlere, modaya, markalara uyum sağlıyorlar. Kimliklerini daha önce görülmemiş bir hızla yenileme eğilimindeler.

Rosie (16) : “Çevremde herkes kendi orjinal kimliğine sahip olmak istiyor, olduğunu düşünüyor. Ben siyah giyiniyorum ve Marilyn Manson dinliyorum. Bu yüzden şeytana tapınan genç olarak tanımlanmak istemiyorum.”

Gençlerin kimliği, marka ve reklam baskısı altında yaptıkları seçimler ile tanımlanabiliyor. Günümüz gençliğinin kimliği markalar tarafından her hafta yenileniyor, revize ediliyor.

Gençlik ve Markalar

Gençlerin marka tercihleri, kendilerine tanımladıkları kimliğin yansıması oluyor. Marka tercihlerindeki motivasyonları bu kimliğin genişletilmesine dayanıyor. Tercihlerinin ebeveynleri tarafından yapılması onları rahatsız ediyor. Bireysel olarak tercih ettikleri markaları kullanmak istiyorlar. Bunu yaparken reklamlardan ve markaların  diğer iletişim yollarından etkileniyorlar. Doğal olarak, markalar tarafından yoğun baskı altına alınan genç, kimliğini tanımlarken yanlış tercihlerde bulunabiliyor

Andy (16): “Tercihlerimi yaparken kendimi baskı altında hissediyorum. Ailemin tercihlerim üzerinde uyguladığı baskının yanı sıra o kadar çok reklam karşısında neyi tercih edeceğime karar vermekte zorlanıyorum.”

Gençlerde çok karşılaşılan bir davranış modeli de beğenmedikleri ürünü sırf “moda” diye tüketmeleri. İçinde bulundukları sosyal ortamdan dışlanmayı göze alamayan genç, marka tercihlerini yaparken arkadaş çevresinden, reklamlar ile kendisine dayatılan yaşam biçimlerinden etkileniyor. Kendisine tanımladığını zannettiği kimlik modelini belirlerken şartlı refleks halinde markaları tercih ediyor.

Gençlik ve İdolleri

Medya karşısında üne kavuşan futbolcular, pop şarkıcıları doğal olarak gençlerin idolleri olarak beliriyorlar. Bunun farkına varan TV kanalları, markalar günümüzde görsel medyada yoğun olarak pompalanan “pop idol” vb. yarışmalar ile bu gençlerin ağızlarına bir parmak ün çalıyorlar. Gençler için David Beckham bir futbolcu değil,  bir idol. Madonna bir şarkıcı değil, bir idol.

Fakat günümüzde iletişim kanallarının sonuna kadar açılması ve günümüzün diğer yaşam dinamikleri nedeniyle gençler, idollerinin kısa zaman içinde tükeneceğinin farkındalar. Hayranı oldukları kişiden alacaklarını alıyorlar ve “kendi tarzlarını” yaratma yoluna koyuluyorlar. (Kendi tarzları derken “Gençlik ve Markalar” yazısında anlattığımız yaklaşımdan bahsediyoruz.) Kendilerine idol olarak sunulan kişiyi reddetmiyorlar ama kör bir gözle tapınmayı da tercih etmiyorlar. Çünkü biliyorlar ki gelecek hafta kendilerine yeni bir idol sunulacak. Ve bu yeni idolü de Piranha balıkları gibi tüketecekler ve yenisini beklemeye koyulacaklar.

Gençlik ve Umutları

Günümüzün gençliğinin umutları radikal şekilde geçmiş jenerasyonlardan farklı oluşuyor. Hayata karşı iyimser bakış açıları, umutlarının ve hayallerinin temel motivasyonu oluyor. Markaların gençler üzerine uyguladıkları reklam bombardımanı ve bu bombardımanda eğlence, mutluluk, aşk kavramlarının devamlı olarak işlenmesi nedeniyle gençler kendilerine sunulmuş olan “mutlu dünya ütopyası” ile sarmalanıyorlar. Artık hayalleri, umutları reklamların dünyasının sınırları içinde şekillenmeye başlıyor.

Geçmişte hiçbir jenerasyondan bu kadar çok hayal kurması istenmemişti, beklenmemişti. Teknolojinin nimetleri ile iletişim kanallarının patlaması ile gençlerin en çok sevdikleri eylem olan “hayal kurmak” güdüsünü besleyen markalar, gençleri “pop idol” yapıyorlar, cep telefonları ile film çekmelerini istiyorlar, internette şarkı yarışmaları ile şöhret vaad ediyorlar, hatta yeni reklam filmleri için senaryo ve film istiyorlar.

Gençlerle konuştuğunuz zaman beklentilerinin çok yalın olduğunu anlıyorsunuz. Biraz dikkat kesilirseniz göreceksiniz ki,  nicelik karşısında niteliğin statü sembolü olduğu basit bir dünyada mutlu olacaklarını söylemeye çalışıyorlar.

not: Bu yazı changethis.com sitesinde yayınlanan “The Youth of Today” manifestosundan derlenmiştir

 

Barış ERKOL | ISBN 976-o8-06

Yaşarken ölmek nasıl oluyor?

Sigara içiyorsanız, hele bir de tiryakiyseniz, sigarayı bırakmanızı sanki bütün dünya istiyormuş gibi hissedersiniz. Sigara reklamlarının yasaklanması ve paketlerdeki yazıyla devam eden süreç, daha yaratıcı çalışmalarla yoluna devam ediyor. Elmaaltshift blogunun, yazarlarından sevgili Fırat YILDIZ, sigara ile ilgili güzel bir yazı hazırlamış sizler için. ( Yani tiryaki olmayanlar için güzel bir yazı :)

Mumbai’den Everest Brand Solutions’ın ‘Kanser Hastaları Yardım Derneği’ için yaptığı ve The One Show’da Gümüş Ödül alan bu birebir boyutttaki poster, sigara içilen bölümlere konmuş. Mezarlık etkisinin verilmesi, sigara içenlerin ölüme ne kadar yakın olduklarını göstermesi açısından doğru. Ama yine de etkisi tartışılır.

(Genelde bu ve benzeri outdoor / ilan örneklerinin özellikle sigara gibi bırakması zor alışkanlıklar üzerinde çok etkili olduklarını düşünmüyorum. Sigara üstüne yapıştırılan uyarılar her ne kadar doğru olsalar da tiryakilerin (benim gibi) hala sigara içmeye devam ettiğini veya yurtdışında (nerede olduğunu tam hatırlayamadım) sigara paketlerinin üstüne enfeksiyon kapmış boğaz ve simsiyah bir akciğer resmiyle ne kadar zararlı olduğunu vurgulamaları bile yeterli etkiyi sağlamış değil. Ama yine de yapılan işler bu örnekte de olduğu gibi gayet yaratıcı ve görsel olarak etkili.)

http://www.cpaaindia.org/ (Cancer Patients Aid Association)
Kaynak: http://sandeepmakam.blogspot.com/
http://www.oneclub.org/

Fırat YILDIZ | Elmaaltshift | Alaaddinadworks

Nerede dünya kupası, nerede dönerci Ronalda?

Dünya kupası, bu ayın vazgeçilmezlerinden oldu. İnsanlar her yerde dünya kupasını izliyor. Dünya kupası bir tek bize yaramadı galiba. Hem katılamayıp başka takımlara sempati duymaya çalıştık hem de turizmcilerimiz, bekledikleri turistlere bu yıl onun yüzünden kavuşamadılar. İşte, Onur’un bakışından değişik bir Ronaldo. Genellikle marka ile uğraşmasına rağmen, Onur Yüksel, pazarlama ile ilgili güzel yazılar yazıyor Brandbox isimli blogunda. Onur, içindeki pazarlamacılık yeteneğini ne zaman keşfetti bilmiyorum ama ileride güzel şeylere imza atacağını biliyorum.

Dünya Kupası ile birlikte birden tüm ilgi alaka futbola kaydı. Şu anda Türkiye’deki Alman Turist ve diğer ülkelere mensub turist sayısındaki azalmayı Turizm ile ilgili  firma yöneticileri, Dünya kupasına bağlıyor.
 
Odak noktası Dünya Kupası olunca Firmalarda kendi ürünlerini tanıtmak, markaya sempatiyi arttırmak için çeşitli yollara başvuruyorlar.  Algida Ronaldinho  isimli dondurma çıkardı. Dondurmayı bitirdikten sonra çubuğu atmayın diye de çubuğa Ronaldinho imzası yerleştirildi. Gözlemleyebildiğim kadarıyla çocuklar arasında çok popüler hatta brezilya maçı akşamları satışlarda artış bile varmış bizim marketin söylediğine göre. Gerçi çokta genel bir araştırma değil ama benim oturduğum semt itibariyle başarıya ulaşmış gibi.
Daha da bitmedi devam ediyor  VW GOLF GOAL serisini satışa sundu , sadece 2006 dünya kupasına özel ve sadece bu sene için satışta kalacak. Firmalar Dünya kupası bitmeden pastadan pay almak için elinden geleni yapıyor.

Buda Türkiye’den, fırsatları kollayan bir girişimcinin uygulaması. Fotoğrafta, müşteri dikkatini ürüne yönlendirmek için yine Dünya Kupasında boy gösteren tanıdık bir sima (Ronaldo)  kullanılmış. Ciddiyeti tabi tartışılır ama dikkat çekici olduğu kesin.

Onur YÜKSEL | Brandbox