Başarmış olmak ne demek?

Günümüz dünyasında, herkes başarıya odaklanmış durumda. Her yerde bu kelime çıkıyor karşınıza. Başaracağız, başaracaksınız, biz, ben… Peki neyi başarıyorsunuz? Şirketinizin satışlarını % 50 artırmayı mı! Atölye blogundan, Tunç Kılınç, konuyu farklı bir yerden irdeliyor. Başarmış olmayı, geride bıraktığı miras olarak görmeyi isteyen sevgili Tunç, 20 soruluk söyleşilerle zenginleştirdiği blogunda bunu çoktan yapmaya başladı bile. Sizi harikulade konuk yazarımızla baş başa bırakıyorum. 

Atölye’de, “20 Soruluk Söyleşiler” bölümünde hergün karşılaşmadığımız türde soruları, tanıdığım ve yaşamında fark yarattığına inandığım kişilerle yapıyorum. Bu aralar ise aklıma çok takılan bir soruya kendim cevap vermeye çalışıyorum (Sanırım sonunda ekleyeceğim bu soruyu oraya!):

“Geride nasıl bir miras bırakmak istersin?”

Zor bir soru. Düşünün biraz. Hatta yazıyı okumaya biraz ara verin.

Sanırım ben buldum sonunda.

“Başarmış olmayı” bırakmak istiyorum miras olarak. Evet; başarmış olmak.

- Sık ve çok gülebiliyorsan,

- Akıllı insanların saygısını, çocukların sevgisini kazanabiliyorsan,

- Dürüst eleştirmenlerin takdirini alabiliyorsan,

- Sahte dostlarının ihanetine katlanabiliyorsan,

- Güzelin değerini biliyorsan,

- Diğer kişilerde en iyiyi bulabiliyorsan,

- Daha iyi bir dünya için geride ister sağlıklı bir çocuk, ister iyileştirilen bir sosyal durum, ister ufak bir parça yeşil bahçe bırakabiliyorsan,

- Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alabiliyorsa…

İşte bu "başarmış olmaktır" demiş Amerikalı yazar, şair ve filozof Ralph Waldo Emerson (1803-1882).

Emerson’un bu tanımındaki herşeye, ancak en çok da son söylediğine katılıyorum:

"Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alabiliyorsa…"

Yatların boy uzunluğu, katların sayısı, arabaların markası, şirketteki odaların büyüklüğünün "başarı" tanımı olduğu hırs dolu bugünkü dünyamızda çoğu insan için ne kadar cılız kalıyordur bu tanım. Kendi vicdanlarını da vergiden düştükleri üç beş kuruşluk bağışlarla satın aldıkları için rahattır içleri.

Var mı gerçekten o kişi, tek bir kişi bile olsa?

Bakın bu bana (daha önceden bir mail ile bana ulaşan, sanırım daha sonra "Çılgın Türkler" kitabında da yer alan) bir hikayeyi hatırlattı:

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.  Asker en iyi arkadaşının az ileride,  kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
 
Asker teğmenine koştu hemen: "Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?" Teğmen "delirdin mi?" der gibi bakar askere…

"Gitmeğe değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş.  Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!" Ama asker o kadar ısrar eder  ki, teğmen izin vermek zorunda kalır: "Peki, dene bakalım!"

Asker yoğun ateş altında fırlar siperden ve mucize eseri arkadaşının yanına kadar gider, ve taşır yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi. Yuvarlanırlar birlikte siperin içine.

Teğmen koşup yaralıya bir göz atar ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere dönüp:

- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez dememiş miydim!  Bu zaten ölmüş.
- Değdi komutanım, değdi! der asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu…

Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için…
Ve, hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarlar:

"Geleceğini biliyordum!"

Eğer sizin de "Geleceğini biliyordum!" diyebildiğiniz kişileriniz varsa bu hayatta, yaşarken…

İşte o zaman siz başarılısınız…

Bilmem ister miydiniz böyle bir miras bırakmayı. Ben ise biliyorum artık.

Tunç KILINÇ | ATÖLYE

Yorum yazınız »

Yorum yazınız...